Günlük hayatımızda duyduğumuz kavramlardan birisi “3.şahıstır”. 3.şahıs olduğuna göre mutlaka 2. ve 1.şahıs da vardır. Peki Ticaret Hukuku anlamında 1. ve 2.şahıs kimlerdir?

2.şahıs şirketin çalışanları ve ortakları yani şirketi çalıştıranlardır. 1.şahıs ise şirketin kendisidir.

Şirketin kendisi sadece bir fiziki varlıklar topluluğu (ofis, mobilyalar, fabrikalar, makineler, taşıtlar, bilgisayarlar v.b.) değil, kurallar, yöntemler, ilkeler ve hedefler topluluğudur aynı zamanda.

Bir şirket bir organizmadır. Hem somut varlıkları, hem soyut varlıkları, hem çalışanları hem de ona etki eden insanlar ve diğer organizmalardan oluşan bir alandır.

Bu alanın doğuşundan ölümüne kadar geçen sürenin uzunluğu ve kalitesi, o şirketin sadece var olma yolunu değil, bu varoluşun devamlılığını, sürdürebilirliğini de sağlayacak faaliyetlerinin de bir göstergesidir.

Şirketlerin var olma temel amacı katma değer yaratmaktır. En pratik tanımla para kazanmak ve bu kazandığı para ile hayatını devam ettirmektir. Hayatını devam ettirebilmek için; bu para ile faaliyetlerini finanse eder, 2.şahsın çabası karşılığında onunda hayatını idame ettirecek şekilde kaynaklarını paylaşır, 3.şahsın da hakimiyet ya da destek veya hizmetinin karşılığında yine o şahsın hayatını idame ettirecek kaynakları aktarır.

Bu durumda, bir şirketin doğuşundan ölümüne kadar geçecek sürenin uzunluğu ve kalitesi, akıllıca katma değer yaratmak ve bu katma değeri akıllıca kullanmakla belirlenir.

Burada, çok şatafatlı teorik isim ya da kısaltmalar denmesine gerek yoktur. Bunun adı “Paranın Kontrol Edilmesi” dir. Paranın kontrol edilmesi, sürecin en başından en sonuna doğru yapılması gereken ancak sürecin başına, sonuna göre daha fazla önem verilmesi ile mümkündür. Bir şirketin bankasında var olan nakit rezervini, alacaklardan beklediği tahsilatları, borçlarına yapacağı ödemeleri kontrol etmek Paranın Kontrol Edilmesi demek DEĞİLDİR. Paranın kontrol edilmesi sürecin en başında para yaratacak faaliyetleri akıllıca oluşturmak, paranın yaratılışına kadar geçen süreci ve faaliyetleri akıllıca izlemek, denetlemek, güncellemek ve paranın en başından planlanan şekilde kullanımı sonucu hedefe varmakla olur.

Paranın Kontrol Edilmesi için yukarıdaki süreci yönetebilmek esas olduğu kadar bu sürecin alt yapılarının da oluşturulması, yönetilmesi, günün ihtiyaçlarına, tespit edilen aksaklıklara göre yenilenmesi hayatidir.

Şirketler, doğuşlarından itibaren ekonominin olağan akışı içinde belli noktalara gelebilmektedir. Ancak kuruluştan itibaren özellikle 5-10 yıllık bir süreç içinde, ekonominin olağan akışı ve rüzgarı artık şirketin katma değer yaratmasına katkıda bulunmamaya başlar. Rüzgar ya da akıntı yetmez ve artık küreklere asılma vakti gelmiştir. Bu noktadan itibaren gitmek istediğiniz limana ulaşmak için çaba sarf etmek zorunda kalan denizciler, nasıl daha az emekle ve daha az sarfla limana ulaşmak için yardımcı, destekleyici araçlar kullanmaya başladılarsa (pusula, derinlik ölçer, rüzgar ölçer v.b.) şirketler de karşılaştıkları ivmesizlik aşmak için gereken alt yapılara sahip olmak durumundadırlar.

Yukarıda bahsi geçen bu alt yapılar bir şirketin tüm faaliyetlerinin ölçülmesi ve hedefe göre konum / yön belirlemesi amacını taşır. Bu alt yapılara sahip bir şirket, değişim-dönüşüm ve büyüme adımlarını uygulayabilir.

Bir Şirket için; personellerinin, makine parkındaki makine ve ekipmanın miktar, güç ve kapasitesinin, fabrika üretim hacminin, satışlarının, karlarının, bilançosunun ve diğer unsurlarının sayısal olarak artması BÜYÜMEK DEMEK DEĞİLDİR.

Bunu gösteren şirketler SADECE GELİŞİR.

Büyümek için YÖNETİM SİSTEMLERİNİN, ŞİRKET KÜLTÜRÜNÜN, ŞİRKET YÖNETSEL ALT YAPISININ’da üretim faktörleri ile beraber gelişmesi ve hatta hedeflere göre daha fazla gelişmesi gerekir.

Bunu yapmayan şirketler devasa hacim ve büyüklüğe ulaşan ancak yönetilemeyen, sürekliliği belirsiz, dış etki ve risklere karşı savunmasız, gerçek anlamda üretemeyen, para kazanmayan, katma değer yaratmayan ve bunların hepsini de yaptığını sanan birer kuruluştur.

Büyümek için Dönüşmek, Dönüşmek içinse değişmek gerekir. Her üç olgu birbirinin tamamlayıcısı ve girdisidir. Değişmeden dönüşmek ve büyümek mümkün olmadığı gibi, değiştiği halde dönüşmeden büyüyebilmek de mümkün değildir.

DEĞİŞMEK; var olan bir durumun ya da sürekli tekrarlanan bir eylemin farklılaştırılmasıdır.

DÖNÜŞMEK; Değişme kararı ile başlayan, farklılaşma aşamalarını içeren ve yeni durum veya eyleme ulaşılmasını sağlayan bir SÜREÇ’tir.

BÜYÜMEK ise, sürekli değişim ve dönüşüm yoluyla TOPYEKÜN GELİŞİM’in sağlanması sonucunda katedilen YOL’dur

Yukarıda sayılan bu üç adım için ise Hedeflere göre Yönetim anlayışının gelişmesi gerekir.

Hedeflere göre yönetim beraberinde ölçek ve ölçüm kavramlarını da taşır.

Yukarıda bahsedilen alt yapılar birer ölçek olup, yapılan ölçümlerin çözümlenmesi ve yorumlanması ile şirketler yollarına devam edebilir.

Hedef belirlemek beraberinde yolu da belirler. Bu yol için Değişmek gerekebilir. Değişmek gerekiyorsa Dönüşmek gerekecektir. Hedefe bu şekilde ulaşıldığında gerçek anlamda büyümüş olunur.

Hedef mutlaka ölçeği olan, ölçülebilir bir unsur olarak belirlenmelidir. Ölçülecek değişkenleri mutlaka belirlenmeli ve bunlardan zaman değişkeni olmazsa olmaz bir ölçüm değişkenidir. Para ise bir ölçek olarak belirlenir.

Hedefe dayalı büyüme, metod olarak tek başına sürdürülebilirliği garanti etmez. Büyüme modelinin de akıllıca seçilmesi ve hedefleme ile uyumlu olması gerekir. Temelde üç tip büyüme modeli vardır:

Önce Yeniden Yapılan Sonra Büyü : En az maliyet ve en düşük risk ile atılım yapılacak seçenektir. Belli bir Pazar payına ulaşmış şirketlerde uygulanmakta olup, en ciddi risk yapılanma döneminde Pazar payında kayıp yaşanmasıdır,

Önce Büyü Sonra Yeniden Yapılan : Daha fazla maliyet ve risk içerir, ancak Pazar sıkıntısı olmayan ve niş pazarlar yerine Genel Pazar katmanlarına hitap eden şirketler için önerilir. Riski, büyüme ile oluşan yapıların yeniden yapılanma aşamasında direnç göstermesi ve uyumsuzluk olup, bunun için 3.şahıslardan destek alınarak disiplinli/katı ve süreli yeniden yapılanma programları uygulanır,

Hem Büyü Hem Yeniden Yapılan : En çok maliyetli, en riskli atılım yoludur. Pazara yeni giren veya pazara yüklenmek isteyen, ancak İşletme Sermayesi güçlü veya İşletme Sermayesi kaynakları çeşitli olan şirketlere önerilir. En büyük riski, büyüme-yatırım-borçlanma-ciro-kar kısır döngüsüne girilmesidir.

Tüm bu açıklamalar ve vurgular sonucunda Büyümek için Hedeflere göre Yönetim anlayışını oluşturmak, bu anlayışın alt yapılarını sürdürülebilir şekilde kurmak ve Hedef ile Büyüme çabası arasında akıllı bir birliktelik sağlamak gerekmektedir.