7.Bölüm: Bir Şirketi Ayakta Tutan Gerçek “Para”

Tarihsel geçmişe bakıldığında, insanların ihtiyaçlarını gidermesi için takas sisteminin tıkanması ile ortaya çıkan para bir değişim aracı olmaktan çıkıp, bir varlık haline dönüşmüştür. Özellikle günümüz yaşantısına bakıldığında, en ilkel haline dönüşen para bir şarkı sözünde vurgulandığı gibi “varlığı bir dert, yokluğu yara” halini almıştır. Para’nın değişim aracı olmaktan öte bir ölçme aracı haline gelmesi yetmezmiş gibi, artık var olmanın bir dayanağı haline gelmiştir. “Ayağını Yorganına göre uzat” Atasözünde yorgan ile temsil edilen paranın yerine o kadar çok muadili ya da takviyesi veya ikamesi çıkmıştır ki, para artık bir ortak değer haline almıştır.

Paranın toplumsal anlamda ortaya çıkan yeni tanımı, Şirketler açısından da aynı konuma ulaşmış, bir araç olmaktan öte yaşamsal bir varlık haline dönmüştür. Bir Şirket açısından paranın nakdi ya da kaydi olmasından ziyade, var olması, elde edilmesi, harcanması ve bu harcama karşılığında bir değer ya da fayda elde edilmesi önemli hale gelmiştir. Şirketlerin faaliyetlerinin devamlılığı ve ilerleyebilirliğini doğrudan etkileyen para, aynı zamanda Şirketlerin faaliyetlerinin sonuçlarının değerlendirilmesinde kullanılan yegâne ölçüt haline de gelmiştir. Bu durumun göz önünde tutulması son derece önemlidir. Bu çerçevede paranın ölçüt olarak ölçtüğü faaliyet sonuçları esas itibariyle karlılık yani gelir ile gider ve/veya maliyettir. Bir satış bağlantısının yapılması, bir ihalenin alınması ya da bir üretim tesisinin tam kapasiteye ulaşması birer başarı simgesi sayılsa da asıl olan bu işlerin parasal sonuçları yani maliyet, karlılık, finansal kaynak yaratımı, finansal borçlanma, nakit akış dengesi v.b.’dir.

Kötü Yönetim anlayışında, hedef odaklı yönetim yerine fırsat odaklı yönetim anlayışı hâkim olduğundan, parasal sonuçlar değil, para kazandıracağı varsayılan fırsatların elde edilmesi önceliklidir. Bu öncelik, Yönetsel Odaklanma ve Denetimin, fırsatın edinilmesi sonrasında zayıflamasını sağlar. Bu andan itibaren kontrolsüz maliyet, yetersiz karlılık veya zarar, beklenmeyen finansal borçlanmalar, tahsilat ve ödemede yaşanan aksaklıklara dayalı nakit akış dengesizlikleri günlük şirket yönetiminin ayrılmaz ve kanıksanan gündemi haline gelir.

Kötü Yönetim Anlayışı sadece işlerin mali sonuçlarının ıskalanmasına neden olmaz, aynı zamanda hedef olmadığı için, finansal stratejiler ve bütçe de gereksiz olduğu için, plansız yatırım ve cari harcamalar ile durum daha da ağırlaşır ve içinden çıkılmaz hale gelir. Kötü Yönetilen Şirketler sürekli bir ön finansmana ihtiyaç duyarlar.

Kötü Yönetim, Yönetim Beceriksizliğinden kaynaklandığı için aslında kötü niyet ya da yasa dışı olma gibi bir durumları olmadığından, kredi borçlarına da çok sadık olan bu tür şirketler, bankalar için bulunmaz nimettir. Kötü Yönetim Fırsat Odaklı Yönetim Anlayışına sahip olduğu için, sürekli yaptıkları işler, başarılar, yapacakları işlerle ilgili hikayeler baş tacı edilir. Devasa işler yaparlar, ama yılsonu geldiğinde banka saadeti devam etsin diye bilançolarında olmayan karları gösterir, bir de üzerine vergi öderler. Bunu görseler de Kötü Yönetimi ideal yönetim kabul eden şirketler için bu durum normal ve olağandır.

Bir Şirketin tüm faaliyetlerinin ölçü birimi paradır. Yapılan her değerlendirme, alınan her karar, yapılan her işlemin parasal bir karşılığı vardır. Bir şirket sabah açıldığı andan itibaren para harcar ve borçlanır. Şirketteki herkes bu gerçeğin bir parçasıdır. Şirketler önce para harcar sonra da bu parayı karşılamak için gelir elde etmeye çalışır. Elde edilecek gelir hem harcanan paranın karşılanması hem de ilerisi için gerekecek diğer harcamaları da sağlayacak hacimde olmalıdır. Oysa Kötü Yönetim Anlayışında, fırsat elde edildikten sonra önce para kazanılacağı sonra harcanacağı gibi çarpık bir düşünce vardır. Bu düşünce boş geçen zamanın maliyetini algılayamaz ve anlamaz.  Dünya kadar satış yapar, büyük projeler gerçekleştirir, rekor üretimler yapar ama, Şirketin neden zarar ettiğini bir türlü anlayamaz. Bu mutlaka bir muhasebe hatasıdır. Bu kadar verimli ve bol kazançlı işler yapıldığı halde zarar etmiş olmaları mümkün değildir! Oysa, bu Kötü Yönetim Anlayışının yarattığı bir seraptan başka bir şey değildir ve bundan kurtulmak için artık zihniyetin değil, bu zihniyete sahip kafaların değişmesi gerekmektedir.

Kötü Yönetim Anlayışının hâkim olduğu Şirketlerde mali sonuçların okunması ve anlaşılması da ya mümkün değildir ya da değerlendirmeye niyet yoktur. Kötü Yönetim Anlayışına göre Şirket Mali Yöneticilerinin hepsi kötümser ve işleri engellemekten başka bir işe yaramayan kişilerdir. Olmayan maliyetler uydururlar. Oysa harcanan paraların belgeleri ile kayıt altına alınması olan muhasebe Kötü Yönetimin gerçek yüzünü ortaya koymaktan başka bir şey yapmamaktadır. Maalesef Kötü Yönetim Anlayışında olan Şirketlerde mali sonuçlar ciddiye ve dikkate alınmadığı için de kendi bildikleri gibi hareket etmeye, karar almaya ve Şirketi Yönetmeye devam ederler. Onlara göre, yaptıkları Kötü Yönetim değil, İdeal Yönetimdir ve gerçekleri ortaya koyan muhasebe sonuçları vergisel bir işlemden ibarettir. Bu tür şirketlerde denge o kadar bozulur ki, gerçekte zarar eden faaliyetlerden sorumlu kişiler terfi alır, parasal olarak ödüllendirilir ve el üstünde tutulur.

Şirketin faaliyet sonuçları, aslında yapılan değerlendirme ve alınan kararlara göre yapılan işlemlerin sonuçlarıdır. Bu sonuçların da para dışında bir ölçekle ölçülmesi mümkün olmadığından, mali sonuçların raporları Kötü Yönetilen Şirketlerde her zaman tartışma konusudur. Bu raporların içerikleri ve gösterimleri hep anlaşılmaz ve doğru olmadığı eleştirisi vardır. Kötü Yönetilen bir şirkette kimse bu sonuçları okumak için çaba sarf etmez ya da okuyup, anlamak için kendini yormaz. Buna karşın, “muhasebeden istediğimiz sonuçları alamıyoruz” sanrısı ile paralel muhasebe sistemleri geliştirilir. Bu paralel muhasebe sistemleri verileri muhasebeye akan verilerden aldığı halde eksik ve hatalı işlenir ve istenildiği şekilde müdahale edilerek mutlu sonuçlar ortaya çıkar. İşin acı tarafı bu sonuçlarla muhasebe sonuçlarının karşılaştırılması gibi bir anlayış da yoktur Kötü Yönetimde, zaten buna gerek de yoktur.

Mali Sonuçların raporlanmasında yaşanan bu garabet, bütçe ve nakit planlama gibi, bir şirketin hedef odaklı yönetimi yapabilmesinin önemli araçlarında da söz konusudur. “Bütçe gereksiz bir faaliyettir. Bütçe zaten tutmayacak o zaman hazırlanması da gereksiz zaman kaybıdır. Her şeyin belirsiz olduğu ortamda bütçe gereksizdir”. Oysa, en kötü plan olmayan plandan daha iyidir. Bütçenin en hayati safhaları hazırlanması ve gerçekleşme sonrası tamamlama analizidir (yani kalan bütçe kalan işlere yetecek mi). Bütçe hazırlanırken zaten şirket hedefleri ve stratejilerine göre son derece detaylı ve özenli bir çalışma yapıldığında, takip eden bütçe döneminde hangi konuda ne yapılacağı, herhangi bir aksilik ya da sapma halinde nasıl önlem alınacağı da belirlendiği için, bütçeye geleceğin muhasebesi adı verilir. Bütçenin tüm paydaşları değerlendirme, karar ve eylemlerinin şirketin mali sonuçlarına nasıl etki ettiğini fark eder ve buna göre daha bilinçli faaliyetlerini yürütür. Yani bütçe sadece bir temenni hesaplaması değil, aynı zamanda bir eylem planıdır.

Aynı durum Nakit Planlama ve Nakit Yönetiminde de geçerlidir. Nakit Planlama Kötü Yönetim Anlayışında alacakların tahsili, borçların ödenmesi ve açık doğduğunda kredi kullanılması esasından ibarettir. Nakit Yönetimi de aynı çürümüşlüğe mahkumdur. Oysa, Nakit Planlama daha faaliyetin başlangıcından devreye girer. Satış ya da Satın Alma yaparken, yatırım planlanırken veya bir eylem/etkinlik planlanırken bu unsurların olası parasal sonuçları en başında hesaplanmalı, olası sonuçlara göre ilgili işlevlere bilgi verilmelidir. Ortaya çıkan sonuca göre şirkete mali anlamda olumlu katkı sağlamayan, ancak stratejik anlamda katkı sağlayacak bir işlemse de olumsuz nakit etkisi önceden belirlenerek planlama yapılmalıdır. Oysa Kötü Yönetim Anlayışında bu gereksiz ve moral bozucu bir faaliyettir. Ayrıca mali ekiple satış ya da satın alma veya proje ekiplerinin iş birliği yapması, takım çalışmasında bulunmaları işin doğasına aykırıdır. Mali ekip, gelen evrakı kaydeder, varsa masraf ve maaş öder. Gerisi ile ilgilenmesi işe müdahaledir.

Sonuç olarak İyi Yönetilen Şirketler gerçek anlamda para kazanır, kazandıkları para ile kendilerine ve çalışanlara yatırım yapar, çalışanlarına ve ortaklarına gereken parasal karşılığı öder, 3.şahısların sağladığı katkının karşılığını öder ve gelişerek ilerlerler. Kötü Yönetilen Şirketler ise sürekli ve başıboş bir para sirkülasyonu içinde debelenip, sürekli yeni işler alarak bir önceki işin açıklarını kapatmakla uğraşırlar. Her sabah para aramakla geçer ve her akşam bugünü de kurtardık sevinci ile sona erer.