2.Bölüm: Şirket Nedir Bilmeden Şirket Yönetilebilir mi?

Şirket kavramının ne olduğu ya da ne olmadığı konusunda maalesef şirketlerde hiç kimsenin ortak bir tanımı yoktur. Oysa Şirket kavramı, yönetim anlayışının şekillenmesindeki en temel unsurdur.

Bugün sorsak, şirket nedir diye çok farklı ve şirket kavramı ile de çok alakalı olmayan cevaplar alacağımız açıktır. Kimi “işyeri”, kimi “ofis”, kimi “üretim yapılan yer” demektedir.

Şirketin ne olduğu ne olmadığı sorusunun cevabından önce, bu cevabı bulmak için bir başka soru soralım. Çoğu kişi “3.şahıs” kavramını az çok bilir. Bu konularla ilgisi olmayanlar bile hüviyetlerini kaybettiklerinde verdikleri küçük ilanda “Hüviyetimi kaybettim, hükümsüzdür 3.şahıslara duyurulur” demektedir. 3.şahıs genel olarak diğer kişiler, bizim dışımızdakiler anlamında kullanılmaktadır.

3.Şahıs aslında Şirketler Hukuku ya da daha doğru bir ifade ile Ticaret Hukukunda tanımlanan son derece önemli bir husustur. Burada sorulması gereken soru şudur: 3.şahıs diğerler ya da bizim dışımızdakiler ise, 2. ve 1.şahıs kimlerdir? 3.şahıs olduğuna göre mutlaka 1. ve 2.şahıs da vardır. Peki bu 2.şahıs ile 1.şahısın ne olduğu ya da kim olduğuna dair bir fikri olan var mı?

Aslında Ticaret Hukuku uzmanları bu sorunun cevabını çok iyi bilse de bu sadece bir hukuki ayrım ya da tanım değildir. Yönetmek beceri ve eyleminin de temelini oluşturmaktadır.

Bu 1. ve 2. Şahısın kim olduğundan önce, 3.şahsın kim olduğunu doğru tanımlamak gerekmektedir. 3.Şahıs aslında 1. ve 2.şahıs dışında kalan herkestir. Burada itiraz edilebilir; “dedik ya diğer ya da bizim dışımızdakiler, aynı şey işte”. Oysa aynı şey değildir bu tanım. Burada 3.şahsın kim olduğunu belirleyebilmek için 1. ve 2.şahsın kim olduğunu bilmek gerektiği açıkça vurgulanmış olmaktadır. Oysa yukarıdaki tanımın böyle bir sorgulayıcılığı yoktur, doğrudan sonuca varmaktadır.

Bu durumda 1. ve 2.şahsın tanımlarını yapmak gerekecektir.

2.Şahıs, bir şirketin ortakları ve çalışanlarıdır.

Bunu ne zaman hangi ortamda dile getirsem, hemen bir itiraz yükselmektedir. “Çalışanlar 2.şahıs olabilir, mantıklı ama ortaklar ikinci şahıs olmaz ki!” Burada irdeleme düzlemi mantık değil ki, mantık ile bunu çözmeye çalışalım. Buradaki düzlem Yönetmek beceri ve eyleminin uygulanmasıdır. Bu şekilde bakılınca, çalışanlar ve ortakların 2.şahıs olması zaten kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Yine de bu tanıma kuşku ile bakılmasının temel nedeni ise 1.şahsın bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.

1.Şahıs, Şirketin kendisidir.

“Nasıl yani? Şirket bir şahıs değil ki? Nereden çıktı 1.şahıs olması” itirazları yükselir hep bunu söylediğimde. Oysa şirket bir hukuki şahsiyettir. Şirket için Tüzel Kişi kavramı neden kullanılıyor? “Şirketin 1.şahıs olması hukuki bir kavram, yönetimle bir alakası yok” diyenler de olabilir. Oysa Ticaret Hukuku tanımlarının tamamı doğru ve şeffaf yönetimin sağlanması ile ilgili değil midir?

Yukarıdaki kavramları daha anlaşılır hale getirirsek:

Şirket: 1. Şahıs: Yönetilecek olan

Çalışanlar ve Ortaklar: 2. Şahıs: Yönetecek/Yürütecek olan

1.ve 2.şahıs dışındakiler: 3. Şahıs: Etkileyecek olan

Yapıyı yukarıdaki şekilde kurduğumuzda tanımlama daha rahat anlaşılmaktadır.

 

Şimdi, Şirketin ne olduğuna dair tanımı daha kolay yapabilir ve bu Yönetim anlayışı ile bu tanım arasında tam bir bağ kurabiliriz.

Şirket bir Organizmadır, bir bütündür, bir araçtır. Hedefe varmak için var olan bir düzenektir. Şirket üç temel yapı taşından oluşur:

  • Somut Varlıklar: Bundan kasıt; binalar, makineler, ekipmanlar, araçlar, parasal varlıklar ve insanlardır (her ne kadar insanlar bir kaynak olarak sınıflandırılsa da aslında bir kurumun varlığıdır),
  • Soyut Varlıklar: Burada bahsedilen ise, tescillenmiş fikri mülkiyet hakları, yöntemler, alışkanlıklar, tercihler, şirket kültürü, iş yapma şekilleri,
  • Bütünleştiriciler: Bu unsurlar somut ve soyut varlıkların nasıl bir reçeteye göre bir araya getirileceği ve yönetileceğini ortaya koyan düzenekler, süreçler, yönetmelikler, ilkeler, değerler.

Soyut Varlıklar ile Bütünleştiriciler zaman zaman birbirleri içine geçerler. Ancak ayrımı yapılmalı ve bu ayrım yapılırken, sonuca ulaşmada kullanılanlar Soyut Varlıklar, Şirketin faaliyetlerini yapmak için kullanılanlar ise Bütünleştiriciler olarak sınıflandırılmalıdır.

Burada dikkat edilecek husus bu varlıkların Şirket çatısı altında ve bir bütünü oluşturmalarıdır. Bu üç öğenin birbirleri ile olan ilişkisi ve etkileşimi aşağıdaki şekilde daha rahat görülecektir:

Yukarıda da görüleceği üzere bu üç temel öğenin birbiri ile ahenkli bir bütünlük içinde olması gerekmektedir. Yönetim Beceri ve Eylemi işte bu öğelerin bütünlüğünün sağlanmasıdır. Bu bütünlüğün sağlanmasına dönük olmayan Yönetim anlayışları, doğrudan “Kötü Yönetim” anlayışının temelini oluşturur.

Kötü Yönetim sadece bu öğelerin dengelerini sağlanmamasından değil, bu öğelerin kendi içlerinde de parçalanarak uyumsuzlaştırılmasından da kaynaklanmaktadır. Bugün Kötü Yönetim anlayışının hâkim olduğu Şirketlerde Soyut Varlıklar ile Bütünleştiricilerin yok sayılması kadar, hatta ondan daha yıkıcı olan Somut Varlıkların kendi içinde ayrımlaştırılması ve farklı değerler atfedilmesi ya da değersiz sayılmalarıdır. Bunun en bariz örneği, Somut varlıkların bir öğesi olan çalışanların bir varlık olarak görülmemesi ve hatta, mesleki ya da işlevsel ayrıma tabii tutulmalarıdır. Bu şekilde parçalanan somut varlıkların bir bütünün parçası olması mümkün değildir.

Şirketlerin yönetiminde “Fonksiyonel Yönetim” anlayışına dikkat edilirse, sadece somut varlıkların yönetilmesini içerdikleri görülmektedir. Günümüzde kısmen de olsa Soyut Varlıklar ve Bütünleştiriciler de bu “Fonksiyonel Yönetim” anlayışı içinde yer almaya başlamıştır (IT, Kalite Yönetimi, Ar-Ge, Kurumsal Yönetişim vb.). Ancak Fonksiyonel Yönetim anlayışı bir sınıflandırma ve kademelendirme yapısıdır. 19.yüzyıldan kalan bu yapı, dengelenmiş bir bütünlüğün yönetilmesinden ziyade, fonksiyonların kendi içlerinde yönetilmesi ve Hedef Odaklı Yönetim Anlayışı ile bu fonksiyonel yönetimlerin eşgüdümünü hedeflemektedir. Hedef Odaklı Yönetim anlayışı İyi Yönetimin bir yansıması olsa da departmanlara ayrılan unsurların hedeflerle bağdaştırılmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Örneğin, Muhasebe, IT, IK, Finansman gibi işlevlerin Hedef Odaklı Yönetim Anlayışı altında oluşan Şirket Hedefleri ile bağdaştırılması mümkün olmamaktadır. Bu durumda, karlılık, verimlilik, performans ölçümlemesi gibi birçok unsurun destek departmanları ile bağı kurulamamakta ve bu alanların zamanla gereksiz, işe yaramaz ya da önemsiz olarak algılanması söz konusu olmaktadır.

Yukarıda da ifade edildiği üzere, Şirketi oluşturan temel üç öğenin bütüncül bir yaklaşım içinde dengelenmesi ve yönetilmesi gerekmektedir. Aksi her uygulama kötü yönetim anlayışını da beraber getirmektedir. Fonksiyonel Yönetim anlayışının kendi içinde eksiklik ve handikapları bulunmakla beraber, bütüncül dengelemeyi bu yapı altında birleştiren şirketler İyi Yönetim anlayışını sağlayabilmekte ve olumlu sonuçlara ulaşabilmektedir. Oysa, bırakın yukarıdaki öğelerin dengelenmesine odaklı yönetim anlayışını, fonksiyonel yönetim anlayışını dahi özümseyemeyen Şirketler kötü yönetim anlayışının açık örnekleri olarak ortada durmaktadır.

Kötü Yönetim anlayışına sahip bu şirketler mutlaka batacak ya da batan şirketler mutlaka kötü yönetim anlayışına sahipti gibi ampirik bir yaklaşımı geçerli sayamayız. Ancak, batan ya da piyasadan çekilen şirketlerin yönetim anlayışlarının iyi de olsa istenen sonuçlara ulaşamadığı nasıl yadsınamaz bir gerçek ise, bugün kötü yönetim anlayışına sahip şirketlerin de 2. ve 3.şahsıların fedakârlık ve etkileri sayesinde hala hayatlarını idame ettirebildikleri de bir gerçektir. Bu gerçekler, Kötü Yönetim Anlayışının yıkıcı özelliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Şirketi tanımlarken, yukarıda “bir araç” olduğunu da ifade etmiştik. Dolayısıyla, burada şirket yönetmenin bir araç yönetmek olduğu önermesi ile ulaşacağımız yer; varılmak istenen bir sonuç yani hedef veya hedef eşikleri olacaktır.

Şirketin bir araç olduğu kabul edildiğinde, temel sonuç, hedef veya hedef eşiklerinin ne olduğunun öncesinde Şirketin amacı ön plana çıkmaktadır. Şirketin Amacı para kazanmaktır. 1.şahıs para kazanacak, bu paranın bir kısmını kendini geliştirmek için, bir kısmını kendini yöneten 2.şahsın idamesi için, son olarak kalan kısmı da 3.şahsa sağladıkları için kullanacaktır. Bu durumda, moda olmaktan başka bir işe yaramayan ve anlamsız olan “Misyon” ve “Vizyon” saplantısının sürdürülmesinin gereksizliği da ortaya çıkmaktadır. Bugün birçok şirketin “Vizyon” ve “Misyon” tanımlarının birbirlerine benzer, hata tıpkı basım aynı olduğu, bazı şirketlerin benzer yabancı şirketlerin tanımlarını tercüme ettirip, kullandıkları ortadadır. Bu durum söz konusu tanımların anlamsızlığının da bir kanıtıdır. Sorulduğunda, şirketlerin bir görevi (misyonu) olması gerektiği ve şirketlerin gelecekleri için bir konum (vizyon) belirlemelerinin elzem olduğu söylenmektedir. Bu kavramların Şirket olmanın sıhhat şartı olduğu algısı had safhadadır ve bu tanımlar olunca kurumsallaşmış, çağdaş ve bilimsel olarak faaliyet gösterdiğini sanan şirketler bile vardır. Oysa gerek ülkemizde gerekse Dünya’da İyi Yönetim anlayışına sahip bir çok Şirketin İnternet Sitesine girdiğinizde bu kavramları orada görememektesiniz. Ne yani, bu şirketler kurumsal değil mi? Bilimsel yönetilmiyorlar mı? Hayır bu şirketler, bir araç olduklarının, üç temel öğenin dengeli bütünlüğü ile hem büyümeyi hem de ilerlemeyi sağladıklarının farkında olarak, iyi yönetimi temsil etmektedir.

Oysa, Şirketin ne anlama geldiğini bilmeyen, şirketi oluşturan üç temel öğenin bırakın dengeli bütünlüğünün sağlanmasını, sadece bazı somut ve/veya soyut varlıkları kendi içinde bütüncül olmayan bir şekilde varlığını sürdürmenin yönetmek olduğunu sanan, bulundukları ortam, kendilerine sağlanan fırsatlar, 2.şahıs ve 3.şahsın sağladığı fedakârlık ve imkanlar ile yaşamaya devam ettiği için, uyguladığı yönetim anlayışını doğru sanan çok sayıda şirket yönetimi bulunmaktadır. Şirket yerine kendilerini 1.şahıs yerine koydukları için istedikleri hedeflere ulaşamayan, bunu kendilerinden değil, çevreleri ve olanakların yoksunluğuna bağlayan bu kişiler, ulaşabilecekleri ve kendilerini başarılı sayabilecekleri daha basit ve yavan hedefler belirleyerek, had safhada verimsizlikle ayakta kalabilmektedirler. Bunu yaparken de Kötü Yönetimin karanlığı içinde olduklarının da farkında olmadıkları gibi, bunu asla kabullenmemektedirler.