1.Bölüm: En Çok Hafife Alınan Faaliyet “Yönetmek”

Yönetmek; sözlük anlamı olarak bakıldığında, “Yasalara, kurallara veya belli şartlara uygun biçimde çalışmayı sağlamak, idare etmek, tedvir etmek” olarak geçmektedir (tedvir Osmanlıca olup, çekip çevirmek, devir daim ettirmek anlamındadır). Bir diğer tanımı ise yön vermek, bir yöne doğru ilerletmek anlamını içermektedir. Özetlersek, kurallara uygun şekilde çalışmayı sağlayarak belli bir sonuca, hedefe yöneltmek anlamını taşımaktadır. Bu tanımın içeriğine bakıldığında hedef, çalıştırmak, kurallara bağlılık ve uygunluk unsurları kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu tanımı İyi Yönetimin bir tanımı olarak kabul ettiğimizde, kötü yönetmek; kurallara bağlı olmayan, gereken şekilde çalıştırmayan, hedeften yoksunluk ve uygunsuzluk gibi unsurları içermektedir.

Yönetmek eyleminin anlamı ve önemi konusunda da ciddi bir anlam karmaşası olduğu açıktır. Bunun nedeni, Yönetmek Eyleminin hayatın her alanında olması ve Şirket Yönetmek kavramına ayrı bir özen ve tanımın getirilememesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca Yönetmek eyleminin bir beceri mi olduğu, bir meslek mi olduğu ya da bir doğal bir davranış mı olduğu konusunda da ciddi ayrılıklar bulunmaktadır. Üniversitelerin İşletme Bölüm ya da Fakülteleri aslında Şirket Yöneticisi eğitimi verdikleri halde, bu bölüm/fakülte mezunlarının muhasebe, finans, reklam, bankacılık gibi belirli bir kısıtlı alanı içeren dallarda çalışması, Yöneticilik ile İşletme/İş İdaresi kavramlarının gereken şekilde örtüştürülmemesinden kaynaklanmaktadır. Ne yani Yönetici olmak için illa İşletme Mezunu olmak mı gerekir? Herkes Yönetici olabilir.

Bu kendi kendine kısıtlama alışkanlığı beraberinde mesleki yöneticilik kısıtlaması ile daha da Yönetmek Eyleminin hafife alınmasına neden olmuştur. Eskiden Şirketlerin Personel Müdürlerinin genellikle Emekli Astsubay olması, Hastanelerin Başhekim (Doktor) tarafından, Kimyasal üretim yapan bir Şirkete Kimya Mühendisi, İnşaat Şirketinde İnşaat Mühendisi, İş Makineleri Satan bir Şirkete Makine Mühendisi mesleğinden yöneticilerin getirilmesi hep bu kısıtlı anlayışın sonuçlarıdır. Burada önemli olan Yönetmek eyleminin aslında bir beceri olduğu, eğitim ile sadece becerinin zenginleştirilerek derinleştirilebildiği göz ardı edilmiştir.

Yine uygulamada Yönetmek Eyleminin bir denge becerisi olmasından ziyade, belirli bir alan ile kısıtlanmasını öngören sınıflandırmalar karşımıza çıkmaktadır. Kimisi için önemli olan işi yönetmek, kimisi için çalışanı yönetmek, kimisi içinse parayı yönetmek önceliklidir.

Oysa Yönetmek bir denge sağlama ve tüm unsurları kapsayan bir bütünleştirme becerisidir. Bunun Ticari zekayla, iş bitiricilikle ya da mesleki alanda başarılı olmakla ilgisi yoktur. Bir Şirketin tüm unsurlarını kapsayan, birbirinden farklı ama birbirleri içinde uyumlu olması gereken unsurların belli bir yöne doğru bir arada götürebilme becerisidir Yönetmek. Alınan eğitim, sadece Yönetme becerisinin alt yapısını ve araçlarını daha etkin ve verimli kullanmayı sağlayan, kullanılacak teknik ve disiplinleri öğreten bir destek olduğu unutulmamalıdır. Mesleki bilgi ve beceri, o mesleğin odak olduğu bir Şirketi Yönetmeye hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Yönetme Becerisi olsa bile, teknik ve disiplinler konusunda eğitim alınması gerekmektedir. Bir Şirketin Yönetiminde hem yapılan işler hem personel hem para hem üretim araçları hem müşteriler, hem tedarikçiler, hem de diğer paydaşların bir arada yönetilmesi gerekmektedir. Tüm bu alanların mesleki bilgi ve becerisine sahip Dünya üzerinde hiç kimse yoktur. Dolayısıyla, başta Yönetmek Eyleminin apayrı bir yetkinlik olduğu kabul edilmelidir. Yönetmek bir Koyun ya da Sığır sürüsünü bir yerden bir yere eksiksiz ve hasarsız gütme işi değildir. Aksine bir Köpek Sürüsünün bir yerden bir başka yere eksiksiz ve hasarsız gütme işidir.

Yönetmek genel anlamda olduğu kadar işlevsel anlamda da aynı özelliklere sahip olmak zorundadır. Bir İnşaat Projesini Yöneten bir Proje Müdürünün İnşaat Mühendisi olması, o projeyi iyi yöneteceği anlamına gelmez. O Proje Müdürünün, projenin teknik tarafına hâkim olması kadar, personel işlerine, muhasebeye, idari işlere, güvenliğe, işverenle ilişkilere, çevreye ve resmi dairelerle olan ilişkilere varana kadar birçok alanı Yönetmesi gerekmektedir.

Burada işin uzmanları ile çalışmakla bu sorunun çözümlenmesinin mümkün olduğu iddia edilebilir. Bu doğrudur. Ancak işin uzmanları sadece teknik ya da disiplinler açısından konuları irdeler, gereken çalışmaları yapar. Karar vermek yine Yöneticinin görevidir. Alınan her karar yönetme eylemi içinde tanımlanan yöneltme işinin bir işlevidir.

İşte tam burada Kötü Yönetim – İyi Yönetim Anlayış farkı ortaya çıkmaktadır. Mesleki Yöneticilik Kısır Döngüsüne girilmesi, doğru ve bilinçli uzmanlarla çalışılmaması ya da bu uzmanlara fırsat verilmemesi, uzmanların öneri ve tespitlerinin kulak arkası edilmesi, sadece belli bir alana yoğunlaşıp, diğer alanlara dikkat edilmemesi Kötü Yönetim Anlayışının en temel unsurlarıdır.

Yönetmek beceri ve eylemi, hâkim olduğu düzleme bağlı bir faaliyettir. Diğer bir değişle, bir bütünü oluşturan parçaların İyi Yönetilmesi, bütünün İyi Yönetildiği anlamına gelmeyeceği gibi, Bir bütünün İyi Yönetilmesi de bütünü oluşturan parçaların iyi yönetildiği anlamına gelmez. Her düzlemin Yönetim Anlayışı kendine özgüdür. Her bir parça ve parçaları oluşturan bütünün kendisi ayrı ayrı iyi yönetilmek zorundadır. Aksi durum Kötü Yönetimi işaret edecek ve müdahale edilmezse, kısa ya da orta vadede ciddi sorunlar yaratacaktır.

Yönetmek Beceri ve Eylemi, birçok teknik ve disiplin içerse de bir çok yeni teknolojik uygulama ile desteklense de İnsana dayalı bir unsurdur. İnsan faktörünün olduğu bir durumda da sosyal ve psikolojik alt yapı, mantık ve duygusal yaklaşım, iletişim ve karar alma şekli gibi birçok farklı ve birbiriyle çok fazla etkileşimi olan değişkenler söz konusudur. Bu nedenle de Yönetmek bir Beceri olarak algılanmalıdır.